Eşsiz İstiklal Marşı’mızın Şairi Mehmet Akif ERSOY, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuş ve 27 Aralık 1936 Pazar günü saat 19.45’te Beyoğlu’ndaki Mısır apartmanında vefat etmiştir.
Mehmet Akif dört yaşında iken Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebine (Yuva) gönderildi. Burada 2 sene ve sırasıyla 3 yıl ilkokul 3 yıl ortaokul ve 3 yıl lise okudu. Sonra da 4 sene Veteriner Fakültesine devam etti.Fakülteyi birincilikle bitirerek diplomasını aldı.
20 yıllık devlet memurluğundan sonra Halkalı’daki baytar mektebinde ve Edebiyat Fakültesinde muallimlik yapmış olu Birinci Millet Meclisinde Millet Vekili olarak vazife gördü.1925 yılından 1936’ ya kadar Kahire Üniversitesi’nde Türkçe hocalığı yaptı.
Bütün ömrünü okuyarak ve okutarak geçirdi. Sporcu kişiliği, şairliği, yazı ve kitaplarıyla bilinen Mehmet Akif Milli Mücadele’ye destek veren Milletiyle birlikte ağlayan şair İstanbul’da hizmet imkânı kalmadığını anlayarak Milli Mücadeleye katılarak Ankara’da hizmetlerine devam etmiştir.
Halk tarafından çok iyi tanınan ve sevilen Mehmet Akif Ersoy Ankara’ya giderek Kuva-yi Milliye’ye katılmış olması, Bütün millet üzerinde çok müspet bir tesir uyandırmıştır.
Genel Kurmay’ın vatan sevgisini ve inancını canlı tutacak bir marşın hazırlanması için Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaatı nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı bütün kuruluşlara genelge göndererek Birinci seçilecek şiirin sözlerine 500 Lira ve bestesine 500 Lira olmak üzere mükafat koyarak bir müsabaka açmıştı.
Müsabakaya 700’den fazla şiir gelmiş, Akif bey işin içinde para olduğu için müsabakaya katılmamıştır.
O günlerde paraya çok ihtiyacı olduğu halde parayı kabul etmeyerek, arkadaşlarının ısrarı üzerine “İstiklal Marşını” kaleme almış parayı da almayarak Kızılay’a bağlı bir derneğe vermiştir.
Millet Meclisinin 12 Mart 1921 tarihli celsesinde Mustafa Kemal Paşa da ön sırada ayakta ve her kıtasını uzun uzun alkışlayarak dinlenmiş ve 2 kıtası milli marş olarak daha sonra bestelenmiştir.
Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşında, Türk Halkının ortak duygularını ve değerlerini olağanüstü bir duyarlılıkla, ama bir o kadar da özgüvenle dile getirmiştir.
İstiklal Marşımızın kabul edildiği günün zorunlu koşullarını halkımız çok iyi biliyor. Atatürk ve mücadele arkadaşları, cephelerde tüm yokluklara karşı verdikleri savaşlarda kazandıkları zaferleri, daha sonra ülkenin yeniden yapılanması konusunda da gerçekleştirmişlerdir.
Bu anlamda, İstiklal Savaşımızın ulusal marş olarak kabul edilişinin 87 inci yıldönümünde, geçmişte kazandığımız zaferleri ve başarıları sadece anmakla yetinmemeli, bunları, bu günün, geleceğin temelleri olarak görmeliyiz.
Tarih boyunca önemli ve değerli insanlar gelmiştir. Önemli insanlar mevki, makam veya rütbeleri, servet ve güçleri sayesinde insanlar üzerinde etkinlik kurmuş ancak bunları kaybedince tarihin mezarlığına gömülmüşlerdir. Değerli insanlar ise, ölseler bile, gömülen bir hazine gibi her zaman beşerin teveccühüne mazhar olmuşlar, saltanatların en büyüğü olan gönül tahtında yerlerini almışlardır. Bu değerli insanlar sınıfının ilk sıralarına yerleştirdiğimiz Mehmet Akif Ersoy, bugün Türk gençliğinin önünde bir karakter timsali olarak ışık saçmağa devam etmektedir.
Tarihimizin altın yapraklı sayfalarında yerini alan Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı ile ilgili olarak “O günler samimi ve heyecanlı günlerdi. O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. İstiklal Marşı bir daha yazılamaz. O’nu ben de yazamam, O’nu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değil milletin malıdır. Benim, Millete en kıymetli hediyemdir. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.” demiştir. Sözlerimi İstiklal Marşımızın iki dörtlüğüyle tamamlamak istiyorum. |